Devrim Partisi Genel Sekreteri Ercan Bölükbaşı ile Söyleşi

Daima Konu Görseli

Selin Topkaya & Cenk Başboğaoğlu hazırladı...

 

Soru 1: Devrim Partisi kuruluyor. Tebriklerimizi ileterek başlayalım. Partiniz, Türkiye soluna ne katmak amacıyla kurulmuştur? Diğer sol partilerden sizi farklılaştıran unsurlar nelerdir? 

Hem tebriğiniz hem görüşlerimize yer verdiğiniz için teşekkür ederim. Aslında Devrim Partisi’nin yola çıkma iradesi 2018 seçimlerinin hemen öncesinde ortaya konmuştu. O dönem, Fikir Kulüpleri Federasyonu olarak apolitizm ve pragmatizm arasında sıkışmış olan sosyalist hareketin bittiği ve yeniden devrimci bir zeminde inşa edilmesi gerektiği tespitini yapmıştık. Bugün de benzer bir görüşe sahibiz. Hatta aradan geçen yılları da yaşayınca o dönemki tespitimizin hafif kaldığını bile söyleyebiliriz.

Apolitizm ve pragmatizm dedik. Türkiye’de solun siyasete nasıl yaklaştığını bu iki kavram oldukça iyi açıklıyor. Bir türlü etkili olamayan solda siyaset için genel kabul büyük düzen güçlerinin kendisine açtığı alanlarda siyaset yaparak kadraja girmeye arayışı ve denemeleri olarak görülüyor. Bu deneme çoğu zaman hayali kurulan sıçramaları yaratmadığı gibi, bir şekilde görünür olmaya başlayan ise düzen muhalefetinin siyasal çizgisini daha “sert” ifade etmek dışında bir şey üretemiyor. Bu tür sapmalara karşı gelişen en yaygın refleks ise kendini siyasetin dışına atmak. Tüm kapitalist ülkelerde olduğu gibi ülkemizin siyasal alanının da doğası gereği ortaya çıkan çelişkiler, müdahale kanalları ve kavga başlıkları yok sayılıyor. Bu iki eğilim birbirine zıt görünse de birlikte yol alıyor, birbirlerini besliyorlar. Toparlanmaya, iman tazelemeye ihtiyaç olduğunda siyaset boşlanıyor; kitle basıncı ortaya çıkınca ya da kolay yönden güç kazanma fırsatı görüldüğünde ise teori ve stratejik hedefler unutuluyor, devrimci iddialarla ilgisiz pragmatik hamleler hayata geçirilmeye çalışılıyor. Devrimci mücadeleye ait görevler ise sıklıkla düzen güçlerine havale ediliyor, CHP ve DEM’den beklentiler tartışmanın ana konusu haline getiriliyor.

Bu durumun nedeninin devrim hedefi ile kurulan ilişkideki sorundan kaynaklandığını düşünüyoruz. Solun önemli bir bölümü devrimi gerçekçi bir hedef, devrimciliği ise bu hedefe ulaşmak için verilen örgütlü bir çaba olarak görmüyor. Onlara göre devrim yalnızca güzel bir hayal. Devrimcilik ise belli başlı ahlaki ya da kültürel motiflerin tekrarlanmasından ibaret. Biz ise devrimin Türkiye için tek çıkış yolu olduğu tespitini yapıyoruz. Yalnızca ülke içinde var olan sorunların giderilmesinin yolu değil, varlık-yokluk sorunu yaşayan ülkemizin geleceğe uzanabilmesinin de tek çıkar yolu devrim. Devrimciliği, bahsettiğimiz kurtuluş için verilen örgütlü mücadele olarak görüyoruz.

Devrim Partisi, isim tercihinden de anlaşılacağı üzere, bu tek hedefe kilitlenmiş durumda. Siyaset, ideoloji, teori ve örgüt bütünlüğünü bu arayış temelinde kuruyor; tarihe yaklaşımını ve stratejisini yalnızca bu hedefi gerçeğe dönüştürecek şekilde oluşturuyor.

 

Soru 2: Programınız nasıl bir Türkiye’yi vaat ediyor? 

Programımızı Türkiye Devriminin Programı olarak adlandırmayı tercih ettik. Bir önceki soruyla bağlantılı olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Türkiye’de bir devrim gerçekleşmeden, yani her şeyi en baştan kurma iradesi iktidara gelmeden gerçek hiçbir sorunu çözmek ya da çözüme yaklaştırmak mümkün değildir. Ülkemizin çözülmeyi bekleyen sorunları ancak bir bütün halinde ele alınarak ortadan kaldırılabilir. Programımız ise eşitlik, bağımsızlık ve laiklik ekseninde bir kurtuluşu öngörüyor. Bu üç temel başlığın ihtiyacımız olan bütünlüğü sunduğunu düşünüyoruz. Örneğin herkesin iş sahibi olması, insanca yaşayabilmesi için üretimin devlet tekeline alınması ve planlı bir ekonominin oluşturulması bir zorunluluk. Aynı zorunluluk iktisadi bağımsızlığın ve kalkınmanın da tek gerçek yolu. Sosyalist bir ekonomik model, artık holdingleşmiş olan tarikatların ortadan kaldırılmasının da tek yolu. Ya da emperyalizme bağımlılığı ele alalım. Bu bağımlılık kültürel, askeri ve siyasal bir temele sahip. Herhangi birinin ayakta kalması, ülkemizin gerçek manada emekçi halkın çıkarları için yönetilmesini imkansız kılıyor. Türkiye Devriminin Programı, bu zorunluluklara yanıt vermenin, düzenin çizdiği sınırları aşmanın ve ülkemizin kurtuluşunu gerçeğe dönüştürmenin kılavuzu olması amacıyla hazırlandı.

 

Soru 3: Nasıl bir örgütlenme modeli düşünüyorsunuz?

Bir devrimden bahsediyorsak bizim tek güç kaynağımız emekçi halkımız olmak zorunda. Halkı ayağa kaldırmak için ise örgüt en büyük araç. Tek bir hedefe kilitlenmiş, merkezi kararlar doğrultusunda çalışan, parti programı ve stratejisi ekseninde tartışan ve birlikte hareket etme yeteneğine sahip bir örgüt bizim için olmazsa olmaz.

Dolayısıyla bizim üyelik anlayışımız ve örgüt anlayışımız bir birliği ve disiplini işaret ediyor. Disiplini yalnızca örgütsel değil, düşünsel bir bağlamda da değerlendirdiğimizi özellikle vurgulamak isterim. Partimiz, istisnasız tüm üyelerimizden program ve tüzüğümüzü benimsemesinin yanısıra partinin bir organına bağlı olarak devrimci faaliyet yürütmesini, düzenli olarak partiye maddi katkıda bulunmasını, siyasal çizgimizi yaygınlaştırmak için çaba göstermesini bekliyor. Üyelerimiz gerek partinin kendi çalışmalarında, gerek içinde yer aldıkları dayanışma faaliyetlerinde, gerekse bulundukları kitle örgütlerinde bu anlayışla hareket edecek.

Kuruluş kararımızı duyururken, satın alınamayanların partisi olacağımızı ilan etmiştik. Bu iddiayı önemsiyoruz. Dolayısıyla verilecek yoğun mücadelenin karşılığında üyelerimize devrimden başka, ülkenin ve halkın ortak kurtuluşundan başka hiçbir şey vadetmiyoruz.

 

Soru 4: Türkiye nasıl bir siyasi ortama itilmektedir? Ulus-devlet, Cumhuriyet, Laiklik gibi kavramları nasıl nitelendiriyorsunuz?

Türkiye’nin yaşadığı süreci karşı-devrim olarak adlandırıyoruz. AKP iktidarı uzun yıllara dayanan karşı-devrim sürecinin son halkasıdır ve devrimci bir çıkışla sonlandırılmalıdır.

Tarih süreci kabaca ele alırsak, Türkiye tarihinde dört ayrı modernleşme dalgasından söz edebiliriz. Bu süreçte hem devrimin hem de karşı-devrimin programının ana unsurları oluşmuştur. Tanzimat, Meşrutiyet, Cumhuriyet ve 68 süreçleri sırasıyla modern merkezi devlet inşası, halk egemenliği, bağımsızlık ve işçi sınıfı iktidarı arayışlarının Türkiye’de devrim programının ve hedefinin temelini oluşturmasını sağlarken karşı-devrimin de yok etme görevini üstlendiği ana hedefleri belirledi.

Bugüne gelirken 1923 devrimi ile elde edilen tüm kazanımlar, Cumhuriyet döneminde gerçekleşen tüm ilerlemeler bir bir ortadan kaldırıldı. Emeğin kazanımları budandı, laiklik ortadan kaldırıldı. Devletin çözülmesi ile birlikte halkımız tarikatların ve mafyanın insafına bırakıldı. Bağımsızlık yalnızca yasal metinlerde yer alan ve gerçekte hiçbir karşılığı olmayan bir ifadeye dönüştürüldü.

Devrim Partisi tarihsel süreçte kazanılan tüm değerleri ileri taşımayı hedefliyor. Türkiye yeniden bir Cumhuriyet olacak. Laikliğin toplumun kılcallarına kadar nüfuz etmesi sağlanacak. Devlet mekanizması da bağımsızlığın ve toplumsal devrim hedefinin önemli bir aracı olarak işlev görürken emekçi halkın çıkarları açısından olmazsa olmaz olan ulusal egemenliği de tam olarak hayata geçirecek.

 

Soru 5: Programınızda: "işçi sınıfının örgütlülüğünün güçlendirilmesi ertelenemez bir görev" ifadesi yer alıyor. İşçi sınıfı içerisinde örgütlenmeye gidecek misiniz? Bu, nasıl bir örgütlenme olacak?

Üretilen zenginliğin tüm kaynağının insan emeği olduğunun farkındayız. Ancak mevcut düzende çalışanlar değil çalışmadan yaşayanlar bu büyük zenginliğin kontrolüne sahip. Tam da bu çelişki, kurtuluşun ana kuvvetinin işçi sınıfı olduğunu bize gösteriyor. 

Ancak genelde beklendiğinin aksine sınıf mücadelesinin ekonomik taleplere sıkıştırılmasını reddediyor ve işçi sınıfına siyaset taşıyarak sınıf mücadelesine devrimci bir siyasal içerik kazandırılmasını hedefliyoruz. Bu hedef, işçi sınıfı mücadelesinin bir siyasal mücadele biçimi olarak inşası ve halkın bir siyasal faktör olarak inşası ile doğrudan bağlantılı bir görev bizim için. Buradan ekonomik mücadeleyi önemsiz gördüğümüz ya da onun dışında kalacağımız anlamı ise çıkarılmamalı. Biz bu doğrultuda ekonomik mücadele araçlarına, örgütlenme hakkı  mücadelesine, ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesine, emekçilere ait kamusal varlıklar ve sosyal hakların korunması ve geliştirilmesi gibi gündelik taleplere devrim hedefi temelinde yaklaşıyor ve bu başlıklarda verilecek mücadelenin ana kazanımını sınıfın siyasal örgütlenmesini büyütmek olarak görüyoruz. Sınıf içindeki örgütlenmeyi büyüterek bir öncü işçi kuşağı yaratma ve sınıf hareketini yeniden inşa etmeyi bir görev olarak üstleniyoruz.

Bu yaklaşımın, farklı görülen mücadele alanlarının da birliğini sağlamaya ve ortak hedeflere odaklanmasına hizmet ettiğini görüyoruz. Bir örnek vermek gerekirse, Emekçi Kadınlar Derneği’nin (EKD) 3 yılı aşkın pratiğinden elde edilen veriler sınıf mücadelesi ile kadınların eşitlik kavgasının birbirini nasıl beslediğini görmemiz ve göstermemiz için bize önemli bir veri sundu.

Bir başka vurgulamak istediğimiz nokta ise hem geleneksel ücret sendikacılığının sınıf mücadelesini düşürdüğü durum hem de neoliberal dönüşümle birlikte üretim ve istihdamın yapısının esnekleştirilmiş ve üretimin mekânsal olarak parçalanmış olması sınıfın bütününü kesen seslenme kanallarını, mücadele pratiklerini ve bu durumun ortaya çıkardığı ihtiyaçlara yanıt verecek gelişkinlikte örgütsel formları inşa etmeyi bir ihtiyaç olarak dayatıyor. Önümüzdeki aylarda bu ihtiyaçlara nasıl yanıt vereceğimizi tartıştığımız ve somut yol haritalarını ortaya koyacağımız toplantılar da düzenleyeceğiz.

 

Soru 6: Devrim Partisi ve Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun (FKF) bağı ve ilişkisi nedir?

Bu soru özellikle benim için kişisel olarak önemli. Kimsenin emeğine haksızlık etmek istemem ama Devrim Partisi’ni FKF kurdu dersek yanlış olmaz. Bizim gerçek manada siyasete devrimci müdahalelerde bulunmak için ilk denemelerimizde hep FKF imzası vardı. Emekçi halkımıza güvenimizi güçlendiren, Türkiye’nin aydın birikiminin ayağa kalkma potansiyelini bize hissettiren en önemli çıkışları FKF gerçekleştirdi. Yine Devrim Partisi’nin ete kemiğe bürünmesini sağlayan emeği, çabayı Devrim Hareketi üyeleri ve dostları olarak FKF’li yoldaşlarımızla birlikte ortaya koyduk. Bugünden sonra da Devrim Partisi ve FKF yolunu birlikte yürüyecek.

Bu, FKF’nin örgütsel varlığının ya da kurullarının ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor. FKF üniversiteli, liseli devrimcilerin örgütü olarak kendi örgütsel varlığını ve işleyişini sürdürecek.

Türkiye’nin modern tarihinde olduğu gibi gençlik, ilerici ve devrimci hareketlerin dayanak bulduğu bir kuvvet olmayı sürdürecek. Gençlik düzen ideologlarının iddia ettiği gibi salt biyolojik ya da tüketim kalıplarıyla sınırlı bir kategori değil, siyasal bir rolü var. Üretim süreçlerinin dışında yer aldığı ve bilimsel bilgiye erişim ve onu yeniden üretme imkanına sahip olduğu için bir aydın niteliği de kazanıyor. Bugün, Türkiye’de gençlik hareketi açısından öne çıkan görev, karşı-devrimi durdurarak devrimin yolunu açma mücadelesidir.

Devrim Partisi ve FKF, Türkiye’yi aydınlığa çıkarma görevini birlikte, yan yana, omuz omuza yürütecek.

 

Soru 7: Şu an yürütülen ve devletin "Terörsüz Türkiye" olarak adlandırdığı süreci nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu sürecin amacı gerçekten barış sağlamak mı?

Devlet Bahçeli’nin ilk açıklamalarından beri tavrımız net. Bu süreç, emperyalist savaşa hazırlık sürecidir. AB silah harcamalarını katladı. ABD Monroe doktrinini yeniden gündeme taşıdı ve Latin Amerika’yı hedefine aldı. Emperyalistler büyük bir savaşa hazırlanıyor. Bu süreç, hazırlandıkları savaşta piyon olarak gördükleri Türklere ve Kürtlere çıkardıkları “görev kağıdı”. 

Bir önceki sürecin sekteye uğramasını bir yol kazası ya da Erdoğan’ın kişisel kararı olarak görenler durumu anlayamazlar. Suriye’nin emperyalistler lehine bölüşülmesi için yapılan bir anlaşma vardı. Ne zaman ki Esad’ın o kadar da kolay düşmeyeceği anlaşıldı, süreç iktidarın deyimiyle “buzdolabına kaldırıldı”. Bahçeli’nin açıklamalarından çok kısa bir süre sonra Şam’ın cihatçılar tarafından ele geçirilmesi ise rastlantı değil. Süreç, Suriye’nin emperyalistler için düzenlenmesi ve İran’ın yeni hedef haline getirilmesini içeriyor. Halktan kaçırılan pazarlıklar ise bu kirli görevden kimin ne kazanacağı ile ilgili.

Unutulmasın, ne zaman ki bir “Amerikan Barışı” devreye girse sonuç her zaman daha fazla kan ve gözyaşı olmuştur. Bu sürecin varacağı durağın başka olmasını düşünmemiz için hiçbir sebep yok. Sürece amasız, fakatsız karşıyız. Türkiye’nin hiçbir sorunu karşı-devrim iktidarında çözülemez. Halkımız, aradığı huzuru ve güveni emperyalist tahakküm altında asla bulamaz.