9 Mart 1971: Bir Devrim Girişiminin Anatomisi
9 Mart 1971: Bir Devrim Girişiminin Anatomisi
Bu yazıda, “9 Mart neden başarısız oldu?” sorusundan ziyade, “9 Mart’a nasıl gidildi?” sorularına cevap bulunabilir.
Kısaca Yön Dergisi
1960’lı yıllar, Türkiye’nin siyasal yaşamında derin kırılmaların yaşandığı, gerek toplumsal gerekse ekonomik açıdan çalkantılı yıllara tekabül ediyordu. 27 Mayıs 1960’ta 10 yıllık DP iktidarı yıkılmış, 1961 Anayasası görece bir özgürlük ortamı yaratmıştı. Öğrenci ve işçi ayaklanmaları, sendikalar ve sol hareketler güç ve görünürlük kazanmış, bu gelişmeler Amerikan emperyalizmini ve yerli işbirlikçilerini oldukça rahatsız etmişti. Toplumsal hareketlerin yükseldiği, farklı ideolojik örgütlerin iktidar mücadelesine soyunduğu bu dönemin en önemli aktörlerinden birisi hiç şüphesiz, Yön-Devrim Hareketi olmuştur. Doğan Avcıoğlu, Mümtaz Soysal, İlhan Selçuk, İlhami Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu tarafından kurulan haftalık Yön dergisi, Aralık 1961’de yayın hayatına başlamıştı. Yöncü aydınlar, dergilerinin henüz ilk sayısında Türkiye gibi az gelişmiş ülkelerin kalkınmasının tek yolunun sosyalizm olduğunu cesurca ifade etmişlerdi. Temel tezleri, Atatürk’ün başlattığı ulusal kurtuluş devriminin tutucu güçler eliyle yarım bırakıldığı ve tamamlanması için kapitalist olmayan bir kalkınma yolunun izlenmesi gerektiğiydi. Yön-Devrim Hareketi, kapitalist olmayan kalkınma yoluna geçiş sürecinde asker-sivil aydınlardan oluşan “zinde kuvvetler”i özne konumuna yerleştiriyordu. İlhan Selçuk’a göre zinde kuvvetler, “27 Mayıs’la ortaya çıkan, uzun yıllardır ülkeye hâkim olan DP ve CHP’nin dışındaki yen bir kuvvetti”. Hareketin diğer aydın hareketlerinden en büyük farkı ise 1960’lı yılların sonuna doğru iktidarı ele geçirmeyi hedeflemesiydi (Ulus, 2016:130). “Yön Hareketi için tek yön iktidardır. Yön Aydınları için tek yol iktidardır” (Küçük, 1988: 643).
İktidar Stratejileri
Gökhan Atılgan, Yön-Devrim Hareketi’nin iktidar stratejilerini 5 döneme ayırır ve ilk dönemi ‘Reformla “İnkilab-ı Külli’ Arasında” (2020:152) olarak adlandırır. Bu dönemde Yön-Devrim Hareketi, 1961 Anayasası’nın sağladığı meşruiyet doğrultusunda hükümet ortağı CHP, devlet bürokrasisi, parlamentoda tabii senatör olarak yer alan Milli Birlik Komitesi (MBK) üyeleri, aydınlar ve toplumsal hareketler arasında oluşturulacak bir blok aracılığıyla planladıkları reformları hayata geçirmeyi ve kademeli bir düzen değişikliğini amaçlamıştı. 27 Mayıs’ın getirdiği yeni kurumlardan birisi olan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), DP dönemindeki yürütülen plansız ekonomi programına bir tepki olarak ortaya çıktı. DPT ile ekonomik yönetim, Korkut Boratav’ın deyimiyle “günü gününe yönetilmekten” çıkarak bir plan üzerine oturtulmuştur. Başbakan İnönü DPT yönetimini, sosyalizme yatkınlığı ile tanınan Osman Nuri Torun, Atilla Karaosmanoğlu, Necdet Erder gibi isimlerden oluşturdu. DP’nin devamı niteliğindeki Adalet Partisi (AP) ve Yeni Türkiye Partisi(YTP), DPT yöneticilerini “Teşkilatın harika sosyalist çocukları” şeklinde alaycı bir ifadeyle hedef tahtasına koydular ve DPT yöneticileri baskılar sonucunda istifaya sürüklendi. DPT yöneticilerinin siyaseten tasfiye edilmesi, Yöncülerin, egemen sınıfların siyasi alandaki gücünü ilk kez somut olarak fark ettikleri an oldu.
İktidar stratejilerinin ikinci kısmını, DPT uzmanlarının istifası ile Talat Aydemir’in ikinci darbe girişimi sonrası derginin kapatılacağı 5 Haziran 1963 arasındaki dönem oluşturuyordu. Bu dönemde bir söylemsel dönüşüm geçirerek sistemin, mevcut düzen içerisinde iktidara uygulanacak reformlarla değiştirilmesini değil; demokratik reformlar aracılığıyla mevcut sistemin değiştirilmesi gerekliliği vurgulandı. Takip eden süreçte yeni yönelim doğrultusunda, daha sonra “zinde kuvvet partisi”ne evrilmesini umdukları Sosyalist Kültür Derneği (SKD) kuruldu. Başkanlığa Osman Nuri Torun getirilirken derneğin kilit noktasındaki yöneticiler de DPT’den istifa eden isimlerden oluşuyordu. SKD’nin Türkiye’ye sosyalist bir “yön” vermesi amaçlanıyordu. İktidara ulaşmak için ihtilal değil, yerli işbirlikçiler dışında tüm milleti kapsayan demokratik bir yol tercih edilmişti. Haziran 1963’te kapatılan Yön dergisi, oldukça uzun bir aranın ardından Eylül 1964’te yeniden yayın hayatına dönmesiyle, iktidar stratejilerinin üçüncü dönemine başladı. Bu dönem ise, 10 Ekim 1965 seçimlerine kadar sürecekti. Akım, bu dönemde kendi kuracağı sosyalist bir hükümet yerine anti-emperyalist-milliyetçi bir cephe hükümeti kurma stratejisini benimsedi. Yön, kapalı kaldığı süre zarfınca etkinliğinin bir kısmını yetirmiş ve Yöncü aydınlar parti kurma hedeflerini askıya alarak, gözlerini CHP ve TİP’e çevirmişti (Atılgan, 2007:644 ve Atılgan, 2020:152-180). Yön, yeni döneminde anti-emperyalist bir cephe oluşturmak için kolları sıvamıştı. Yayın yasağının kaldırılmasının ardından Doğan Avcıoğlu’nun ilk başyazısı “Milliyetçilere Sesleniş” başlığını taşıyordu:
“Fakir ülkeler arasında ilk ihtilal bayrağını açan ve milli kurtuluş hareketlerinin öncülüğünü yapan Türkiyemiz, kendi kurtuluş mücadelesini, yani kendini inkar ederek, Sam Amcaların, Hans Amcaların çiftliği olmuştur. … Dolar ve lira kesesini elinde tutan Sam Amca'nın, sun'i yollardan da olsa kendine bağlı bir kapitalizm yaratma çabası, işadamı, yöneticisi, avukatı, profesör ve yazarıyla ona bağlı geniş bir şebekenin doğmasına yol açmıştır. … Düyunu Umumiye devrinde dahi, bu kadar sıkı bir yabancı kontrolü altına düşmüş değildik. Tabi ülkenin bağımsızlığına görünüşte saygı gösteren, bu tip bir ekonomik ve politik kontrole çağımızda "yeni sömürgecilik" adı verilmektedir. Yeni sömürgeciliğin yerli kadrolarını, ithalatçılar, ihracatçılar, toprak ağaları, komisyoncular, dış firmaların acentaları, yabancı şirketlerin ortakları ile ücretli memurlar ve yazarlar teşkil etmektedir. … Sosyalistler, memleketimizin kalkınma ve sanayileşme ümidini yok edebilecek bir Ortak Pazara hayır diyebilen, yabancı sermaye adı ile kurulmuş kap-kaççı montaj ve ambalaj atölyelerine karşı çıkabilen ve batakçı toprak ağalarının tasfiyesinde öncülük yapabilen hir milli özel sanayiinin hasreti içindedirler. Ne var ki, yerli kapitalist sınıf, milli vasfını inkar ederek, milletlerarası kapitalizmin aracılığını yapmaktadır. Meselenin komik tarafı, gönlünü de kesesini de dışarıya aktaran böyle bir kökü dışarıda sınıfın, hala milliyetçilik ve vatanseverlik iddiasında bulu nabilmesi, iç ve dış kapitalizmin ücretli uşaklığını yayan geniş bir oportünist grubun milliyetçi etiketi ile ortaya çıkabilmesidir. Doğruların anlaşılmasını ve memleketimizin kalkınmasını engelleyen bu ters durumun mutlaka düzeltilmesi gerekir. Türkiye'nin bugünkü durumunda, milliyetçi, iç ve dış kapitalizmin karşısında dikilen insandır. İç ve dış kapitalizmi savunanlar ise, ancak ve ancak sömürgecilikten yana olanlardır. Gerçek milliyetçiler, iç ve dış kapitalizmin güçlü saldırısı karşısında, Atatürk'ün liderliğindeki Milli Kurtuluş Savaşını yüz kızartıcı hir şekilde kaybetmişlerdir. Ama milliyetçiler, ikinci bir Kurtuluş Savaşını başarıya ulaştıracak gücü bulamazlarsa Türk milleti ve Türk vatanı yok olabilecektir. Bu sebeple, iç ve dış kapitalizmin Türkiyemizi kiralık bir toprak parçası haline getirme çabasına karşı, toplumun her kesimindeki milliyetçiler, yeni bir Milli Kurtuluş Savaşı vermek üzere birleşmek zorundadırlar” (Avcıoğlu, 1964)
Yön-Devrim Hareketi etrafında toplanan aydınlar, Mustafa Kemal tarafından başlatılan ulusal kurtuluş savaşının, onu yürüten kadroların “fikri boşlukları nedeniyle” tamamlanamadığı görüşündeydiler. 27 Mayıs’ın lideri Cemal Madanoğlu da, bizzat yürüttüğü hareket için benzer düşüncelere sahipti: “27 Mayıs ihtilalcileri olarak hepimiz, katıksız Atatürkçülerdik. Ama bizim Atatürkçülüğümüz, bir inanç, bir özlem, bir sevgi Atatürkçülüğü idi. Kemalizmin öngördüğü tam bağımsız, uygar ve halkçı Türkiye’nin hangi yöntemlerle kurulacağı hakkında bir bir fikrimiz yoktu” (Madanoğlu, 1970). “Yöncülere göre, Avcıoğlu’nun sözleriyle, “Sosyalistler, bu mücadelenin ruhu ve beyni olmak durumunda”lardı. … İkinci milli kurtuluş savaşı, ancak, doğru fikirlere sahip olan sosyalistler önderlik ederlerse tam bir zafere ulaşabilecekti” (Atılgan, 2020:182).
İkinci Yayın Dönemi
Aydemir’in darbe girişiminin ertesinde kapatılan ve Eylül 1964’te ikinci yayın dönemine başlayan Yön dergisi, önceki dönemine göre daha keskin bir anti-emperyalist ve ABD karşıtı bir söylem geliştirdi. “Tam bağımsızlık” vurgusu derginin mottosu haline gelmişti. 1960’lı yılların ortalarına gelindiğinde, Türkiye’nin NATO ve ABD ile olan ilişkileri, sol çevreler tarafından sıkça eleştiriliyordu. ABD başkanı Lyndon Johnson tarafından Başbakan İnönü’ye gönderilen mektup, ABD’nin Türkiye üzerindeki baskısını belirginleştiren ve Yön’ün ABD karşıtı söylemlerini güçlendiren bir koz olmuştu. Johnson söz konusu mektupla, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahelesini önlemeyi amaçlıyordu. 1965 sonrası, Türkiye’de yükselen sol hareketler, Yön’ün ABD karşıtı çizgisinden oldukça etkilenmişti. Dönemin öğrenci liderlerinden Aydın Çubukçu ve Ertuğrul Kürkçü ile görüşen Gökhan Atılgan, bu durumu teyit ettiklerini belirtir. “Çubukçu, bu konuda şunları söyledi: “Yön’ün en önemli işlevlerinden biri, Amerikan emperyalizmini net olarak tanımlamaya imkan verecek verileri derleyip, düzgün bir biçimde sunmasıdır. … Amerikan üsleri, NATO ilişkileri, milli ordu kavramı etrafında şekillenen bir bağımsızlık fikri Yön’ün geliştirdiği ve kitlelere yaydığı düşüncelerdi” (Atılgan, 2020: 184). ABD ve NATO karşıtlığı, 1965 seçimlerinden sonra keskin bir şekilde yolları ayrılacak olan Yön Hareketi ve TİP’i, “İkinci Milli Kurtuluş” savaşı formulünde birleştirmişti. Yöncü aydınlar, 1965 seçimlerinin ardından CHP ile TİP arasında anti-emperyalist bir koasliyon hükümeti kurulabileceğini umuyorlardı. Bu koalisyon, CHP’nin sola kayması ile bünyesindeki eşraf ve kompradorları tasfiye ederek reform hamlelerine girişeceğini ve halkın geniş kesimlerince sosyalizmin destekleneceği tahayyül ediliyordu. Ancak, “ümitleri ne kadar büyükse hayal kırıklıkları da o kadar derin oldu” (Atılgan, 2020: 185-192). Bu sonuçlar Yön’ün iktidar stratejilerinin üçüncü dönemiyle beraber, Doğan Avcıoğlu’nun parlamenter sisteme inancının da sonuydu.
1965 Seçimleri ve Parlamanter Demokrasiden Uzaklaşma
1965 seçimlerinden AP’nin tek başına iktidar olarak, üstelik DP’nin rekor oyuna yakın bir oyla sandıktan zaferle ayrılması büyük bir hayal kırıklığı ile karşılandı. Avcıoğlu’na göre sorun, parlamentonun sosyal yapısında yatmaktaydı. Avcıoğlu, Yön ve Devrim’deki başyazılarında ve kitaplarında, Türkiye’nin toplumsal ve ekonomik sorunlarını analiz ederek, parlamanter sistemin bu sorunları çözme kapasitesine sahip olmadığını ileri sürüyor ve çok partili hayatı “Atatürk devrimlerine karşı bir tepki” sayıyordu. “Tek kelime ile çok partili sistem, halkı değil, eşrafı iş başına getirmiş, üstelik devrimci zümreleri ve fikirleri tasfiye etmiştir. Bu yüzden, Batı memleketlerinde en ileri reformlara imkan veren siyasi mekanizma, memleketimizde, muhafazakarlığın bekçisi olmuştur” (Avcıoğlu, İnönü'nün Konuşmaları, 1963). Bu nedenle, devrimci bir müdahalenin gerekliliğine inanarak, parlamanter sistemde iktidar mücadelesi verme fikrinden uzaklaştı. Sistem, sosyal adaleti ve hızlı kalkınmayı sağlayacak köklü değişimlere izin vermeyecek bir yapıdaydı, bu nedenle sosyalizan bir toplumsal dönüşüm için parlamenter sistem dışındaki alternatiflere yöneldi. 1965 seçimleri, parlamentonun daima komprador bir düzen içinde işleyeceği ve yalnızca bağımlılık bağlarını koparmaya değil, kalkınma için gerekli düzenlemelere dahi direnç göstereceği yönündeki inancı pekiştirmiştir. Bu durum, parlamenter sürece olan güvenin tamamen sarsılmasına yol açtı. “Yön Aydınları, “cici demokrasi” dedikleri parlamenter sistemin sonuçlarını, net bir biçimde, reddediyorlar” (Küçük, 1988:645). Meclis tutucu güçlerin denetiminde olduğu sürece solun parlamenter sistem içinde güç kazanamayacağı düşüncesi, 9 Mart 1971 sürecine giden yolun temelini oluşturmuştur. Bu bağlamda, Yön Hareketi’nin parlamenter siyasete olan güveni sarsılmış ve hareket, “devrimci kadro” anlayışına daha fazla yönelmiştir.
“Bu seçimler, bir bakıma, 27 Mayıs’ın rövanşı niteliğindeydi. 27 Mayıs’ta süngüyle alaşağı edilenler, 5 yıl sonra hükmetme mekanizmasının hemen her noktasını yeniden ele geçirmişlerdi” (Atılgan, 2020:194). Seçimlerden sonra çıkan ilk sayıda, Yön’ün iki demirbaşı Mümtaz Soysal ve Doğan Avcıoğlu önerdikleri iktidar stratejileriyle, önemli bir fikir ve yol ayrılığına girdiklerinin sinyalini veriyorlardı. Soysal, sosyalistlerin uzun bir mücadele evresine girmeleri gerektiğini belirtiyordu. Soysal’ın bu yazısından sonraki sayfada imzasız şekilde yayınlanan “<<Seçim Sonuçları Washington’u Sevindirdi>>… başlığı yer alıyor. Alt başlık ise şöyle: <<Sosyalizmin Romantik Dönemi Artık Mutlaka Kapanmalıdır>>. Bu tür bir ikinci başyazıyı Doğan’ın yazmış olduğundan kuşku duymuyorum” (Küçük, 1986:293,294). Söz konusu yazı ilk olarak, AP iktidarında Türkiye’nin tamamen ABD yörüngesine sokulacağını yazıyordu. İkinci vurgu, anti-emperyalist bir iktidarın demokratik yollardan mümkün olmayacağı üzerineydi. Üçüncü vurgu, mevcut toplumsal yapı sürdükçe, sosyalistlerin halk kesimleriyle bütünleşemeyeceği yönündeydi. Avcıoğlu’nun son vurgusu ise, halka iş ve toprak vaadi değil, iş ve toprak verildiği takdirde, sosyalizmle bir bütünleşme yaşanacağı iddiasıydı. Bu, Yön-Devrim Hareketi’nin dördüncü iktidar stratejesi dönemine girdiğine dair ilanıydı. 1965 seçimlerinin açıklandığı gün ile Yön dergisinin yayın hayatına son vereceği Haziran 1967 arasını kapsamaktadır. Bu dönemde hareketin söylemi, parlamenter demokrasi içinde reformlarla hızlı kalkınmayı amaçlayan “demokratik milli kurtuluş hareketi”nden uzaklaşarak, “milli demokratik devrim” anlayışına yönelmiş ve sosyal ve iktisadi yapının köklü bir şekilde değiştirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. Yöncüler, 1965 seçimlerinden sonra parlamenter sistemin reformlarla kalkınma potansiyelinin sınırlı olduğunu görerek, devrimci bir yol izlemenin gerekliliğine inanmış ve bu doğrultuda devrimci bir perspektife kaymışlardır. İktidar erki ele geçirilmeden, sosyalizmin halk nezdinde meşruiyet sağlaması imkansızdı, iktidar da demokratik yollardan sağlanamayacağına göre geriye tek bir ihtimal kalmıştı, Yalçın Küçük’e göre Avcıoğlu’nun güzel yaşamındaki tek amacı: “ihtilal” (Atılgan, 2020:196-197 ve Küçük, 1986:285). Bu sürecin sonunda, Yön’ün başyazılarında Mümtaz Soysal imzasına çok az rastlanır olmuştu. Doğan Avcıoğlu bu dönemde, sıkça “cuntacı” ve “tepeden inmeci” eleştirilerine maruz kalıyordu. Bu eleştirilere, Gökhan Atılgan ve Doğan Avcıoğlu’nun kendi söylemleriyle cevap vermek yerinde olacaktır. Atılgan, 13 Şubat 2025’te Bilkent Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada cuntacı eleştirilerine karşın şunları söyledi: “Cunta, kendi mantığında, sistemin içinde bir harekettir. Cuntanın son noktası, Doğan Avcıoğlu’nun başlangıç noktasıydı”. Tepeden inmeci eleştirilerine is Avcıoğlu’nun cevabı şöyleydi:
“Sosyalist toeride ‘tepeden inme-sandıktan çıkma’ tarzında bir ayrım yoktur. Şu ya da bu yolla iktidara gelenlerin sınıfi karakterini esas alan bir ayrım vardır. Çağımızda tepeden inme gelenler burjuavalar ise, rejimin adı faşizmdir. İlerici güçler ise, rejimin adı herhalde faşizm değildir. … Dominik’in sandıktan çıkan Amerikan kuklası başbakanı mı daha halkçıdır, yoksa seçim yapmayı reddeden tepeden inmeci Castro mu? … Süleyman Bey parlamentoculuğunu, Atatürk rejiminden ve 27 Mayıs yönetiminden bin kere daha iyi mi sayacağız?” (Avcıoğlu, 1966)
‘İktidar’ Stratejilerinden ‘İhtilal’ Stratejilerine
Yön Hareketi’nin beşinci ve son dönemi, derginin kapandığı Haziran 1967 ile 9 Mart 1971 arasını kapsar. Yön’ün yayın hayatına son verdiği günlerde, ordu içinde yeni bir “ihtilal” arayışları başlamıştı. 1967’den itibaren ordu içindeki kimi subaylar 27 Mayıs’ta yapılan hatayı tekrarlamak istemiyor, ihtilalin yalnızca askeri değil aynı zamanda ideolojik bir temele de oturtulmasını gerekli görerek, fikri bir yöne ihtiyaç duyuyorlardı. Böyle bir dönemde Doğan Avcıoğlu uzun bir çalışma sonucu, başyapıtı olan Türkiye’nin Düzeni eserini yayınladı. Halihazırda oldukça prestijli bir konumda bulunan Avcıoğlu, kitabın yarattığı müthiş etkiyle beraber Metin Toker’in de deyimiyle “radikal askerlerin sivil başbakan adayı” haline geldi. Bu dönemde bir düzen sorunu olduğu aşikardı, nitekim yayınlanan kitaplarda sürekli bir düzen arayışı göze çarpıyordu. Yalçın Küçük, bu olayı şöyle açıklar: “Aslında düzen sarsılmıştı, hiçbir vidası tutmuyordu ve herkes düzeni arıyordu ve düzeni arayan kitaplar, düzeni sallıyordu” (2002:155). Bu bağlamda Yön Hareketi ve Türkiye’nin Düzeni 9 Mart’a giden yolun ideolojik çerçevesinin belirlenmesi noktasında büyük bir rol oynadı. Orgeneral Faruk Gürler bir konuşması sırasında, Tümgeneral Celil Gürkan’a şunları söylemişti “Türkiye’nin Düzeni kitabını okumayan subayı ben eksik görürüm” (akt. Atılgan, 2019:288). Geçmişten beri ordu içerisindeki ilerici hamleleri destekleyerek birçok subayın sempatisini kazanan Avcıoğlu, kitabında Mustafa Kemal’in hedeflediği bağımsız, çağdaş ve halkçı Türkiye’nin nasıl kurulacağını ayrıntılı bir şekilde ortaya koyarak, askerlerin aradığı “ihtilale fikri yön verecek” aydın olarak öne çıkmıştı. Bu süreçte, Doğan Avcıoğlu da askerler de hedeflerine ulaşmış gibiydiler. Askerler, ihtilal için aradıkları fikri yönü bulmuş; parlamenter sisteme inancı kalmayan Avcıoğlu ve yol arkadaşları ise, ihtilalci askerlerin gözdesi olmuşlardı. 1965 seçimlerinin ardından bir ihtilal arayışına giren askerler ile Yön yöneticilerinin arasındaki ilişki bu koşullarda başlamıştı. İhtilalci askerlerin oluşturduğu gruplar, homojen bir yapıya sahip değildi. Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal ve Cemal Reşit Eyüboğlu’ndan oluşan yönetici kadrosu, iddialara göre ilkin “14’ler” grubunun önde gelen isimlerinden Orhan Kabibay’ın grubuna dahil olmuş, fikri ayrılıklar nedeniyle bu ilişki uzun sürmemişti (Atılgan, 2020:217-222). Bir diğer grup ise yine iddialara göre, kökeni 1961-1962 (Bilbilik, 2013) yıllarına dayanan, Cemal Madanoğlu ve Osman Köksal tarafından kurulan Madanoğlu Grubu’ydu. Grup, bu yıllarda ittifak arayışına girmiş ve Devrim gazetesi çevresince oluşturulan “sivil-aydın ittifakı” ile birleşmişti. Bu ittifak, 12 Mart yargılanmalarında da geçen ismi ile “Madanoğlu Cuntası” adını almıştı. Yalçın Küçük’e göre bu örgüt, İttihat ve Terakki modeli bir yapılanmaya sahipti. Başkanlığını Madanoğlu, Genel Sekreterlik görevini Avcıoğlu’nun yürüttüğü örgüte girebilmek için bayrak, silah ve Atatürk üzerine yemin ediliyordu (Küçük, 1986:356). Söz konusu yeminin tam metni ise şöyledir:
“Türkiye’nin ulusal kurtuluşu için sömürgen düzeni yıkmak, gerici, tutucu ve gayri milli güçleri yok etmek, Türk toplumunu çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak ve Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘ulusal tam bağımsızlık’ ülküsünü gerçekleştirmek uğruna devrim örgütüne giriyorum. Üstüme düşen ödevi sınır ve engel tanımadan yapacağım, paylaştığım sırları sonsuza dek saklayacağıma, Başkan’a ve Örgüte bağlı kalacağıma namusum, bayrağım ve silahım üzerine yemin ederim” (Bilbilik, 2013:114).
Doğan Avcıoğlu’nun fikirleri, Cemal Madanoğlu’nun askeri liderliğindeki “zinde kuvvetler” tarafından benimsenmiş ve bir hükümet darbesi ile iktidara gelerek devrim programı uygulama hedefi konulmuştur. “Avcıoğlu, şimdi, Yön’ün sağladığı itibara Türkiye’nin Düzeni’nin eklediği prestiji de ekleyerek savunduğu fikirlerin eylemsel zeminini hazırlayacak bir gazete çıkarabilirdi” (Atılgan, 2020:226). 12 Ekim 1969 tarihli seçimden birkaç gün sonra Devrim adlı gazetesi yayın hayatına başladı. Çıkış tarihi, özellikle seçimlerden sonrası için ayarlanmıştı. Devrim programının nasıl şekilleneceğini Türkiye’nin Düzeni’nde ortaya koyan Avcıoğlu, daha sonra bu düşünceleri yaymak amacıyla bu gazeteyi kurmuştur. Program kapsamında, toprak reformu ve feodal sistemin tasfiyesi öngörülmüş; tarım ile sanayi arasında eşgüdüm sağlanarak planlı ekonomi modeli benimsenmiştir. Bu dönüşüm süreci Türkiye’yi daha demokratik bir toplumsal yapıya kavuşturacak ve halk sosyalizan bir yöne doğru evrilecekti. Kemalist gelenekten gelen askerlerde, sosyalist bir düşünce olmadığının farkında olan Avcıoğlu, bu durumu aşmak için Mısır lideri Cemal Abdülnasır’ı örnek alıyordu. Nasır, askerlik eğitimi aldığı sırada Atatürk’ün hayatını okumuş ve politakaya ilgi duymaya başlamıştı. Nasır’ın siyasi serüvenine Kemalizm ile başlayıp oradan sosyalizme ulaşması, Avcıoğlu’nun zinde kuvvetler ile gerçekleştirmeyi öngördüğü devrimin stratejik temelini şekillendiriyordu. “Avcıoğlu, bir kere emperyalizme ve gayrı milli soyguncu kapitalizme karşı hareketlenen askerlerin ve “zinde kuvvetler”in diğer kesimlerinin, eninde sonunda sosyalizmi benimsemek zorunda kalacaklarına kesin olarak inanıyordu” (Atılgan, 2020:224-225). Avcıoğlu’nun amacı yalnızca askerleri değil, zinde kuvvetlerin diğer kesimlerini de sosyalizmin meşruiyetine inandırmaktı. Devrim gazetesindeki yazılarında Avcıoğlu, Türkiye’nin önündeki devrimci programı ortaya koymuştur. 9 Mart’tan kısa bir süre önce yayınladığı Devrim Üzerine adlı kitabında Avcıoğlu, ihtilal gerçekleştirilseydi kurulacak olan “Devrim Partisi”nin birnevi programını oluşturmuştur. İkinci kurtuluş devriminin amacı, Mustafa Kemal’in hedeflediği tam bağımsız ve çağdaş bir Türkiye’yi en kısa zamanda kurmaktır. Ne var ki Atatürk’ün başlattığı devrim, yarı yolda bıraktırılmış ve yolundan saptırılmıştır. Bu amaca ulaşabilmek için kapitalist yapıların kırılması gereklidir.
“Bir ulusal kurtuluş devriminin programı, ana çizgileriyle şöyle özetlenebilir.
- Tarımda modern büyük işletme yapısını kurmaya yönelmiş bir toprak devrimi,
- Dış ticaret, banka, sigorta ve büyük sanayinin devletleştirilmesi
- Özel kesim içinde uyulması zorunlu bir kalkınma planı çerçevesinde ağır sanayinin temelini kurmayı amaç edinmiş sistemli bir devletçilik,
- Halk kitlelerine geniş demokratik hakların sağlanması,
- Bağımlı ilişkilere son verilmesi, ulusal ordu özleminin gerçekleştirilmesi ve bütün ülkelerle dostluğa dayanan Atatürkçü dış politikaya dönülmesi” (Avcıoğlu, 1971:10-11).
Devrim gazetesinin yayın süreci boyunca kapağında Mustafa Kemal Paşa’nın “idare-i maslahatçılar esaslı devrim yapamaz” sözü yer almıştır. Hızlı kalkınma ve toplumun refaha erişmesi için reformların yeterli olmayacağı fikri işlenmek isteniyordu. Avcıoğlu’na göre devrim, memurla ve uzmanla değil, devrimciyle yapılırdı.
“Asker, sivil, genç devrimci aydınlar, öğretmenler ve üniversite gençliği, devrimin ilk andaki dayanaklarıdır. İdarenin her alanında girişilecek geniş bir gençleştirme hareketi, devrime bağlı genç aydınları kilit mevkilere getirerek, devrime bir güvenlik ve destek getirecektir. … Fakat, asıl amaç, en kısa sürede örgütlü ve bilinçli halk desteğini sağlamaktır. Kuşkusuz, devrimci yönetim, daha ilk andan halk güçleri yararına birçok tedbir alacaktır. Fakat, asıl amaç, en kısa sürede örgütlü ve bilinçli halk desteğini sağlamaktır. Kuşkusuz, devrimci yönetim, daha ilk andan halk güçleri yararına birçok tedbir alacaktır. Halk yararına zaman içinde gerçekleştirilecek tedbirleri en kısa sürede ilân edecek ve uygulamaya girişecektir: Tefeci borçlarının hükümsüz sayılması, tefeciliğin tasfiyesi, ürün fiyatlarının ayarlanması, kredi dağıtımının iyileştirilmesi, eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, sağlık işlerinin düzenlenmesi, gecekonduların ıslâhı ve ciddi bir sosyal mesken politikasına girişilmesi, ucuz ve süratli adaletin sağlanması, gelir dağıtmışındaki eşitsizliklerin azaltılması, vergi sisteminin düzeltilmesi, toprak dağıtımı, vb. gibi halk güçleri yararına bir sürü tedbir en kısa sürede gerçekleştirilmeye çalışılacaktır. … Ne var ki, kudretli tutucu güçler koalisyonu karşısında, yalnızca popüler olmak yeterli değildir. Halk güçleri, ancak bilinçli ve örgütlü bir varlık haline getirilebildiği takdirde, devrimin başlıca dayanağı haline gelebilirler. … Günümüzde parlamenter usullerle toplumsal devrim yoluna yönelebilmiş tek bir azgelişmiş ülke mevcut değildir. Devrimci partilerin parlamenter yoldan iktidara gelebilmeleri, pek ender görülmektedir. Geldikleri takdirde de bu partilerin hiçbiri tutucu güçler koalisyonu çemberini kırmayı başaramamakta, aksine bu partiler yozlaşarak tutucu güçler çarkının bir dişlisi olmaktadırlar. … Bir darbeden ibaret kalmak istemeyen ve tam despotik bir rejim kurma niyetini taşımayan bir devrim, zorunlu olarak iki hedefe ulaşmaya yönelecektir:
- Devrimi zorunlu (ve mümkün) kılan acil politik ve sosyal sorunların çözülmez hale geldiği önceki politik sistemin birden sona erdirilmesi,
- Geçmişin hastalıklarını geri getirme tehlikesi olmaksızın, Devrimin getirdiklerini devam ettirecek yeni bir Anayasa sisteminin geliştirilmesi” (Avcıoğlu, 1971)
Devrimden sonra “Devrim Konseyi” oluşturularak, “devrimci-devletçi” bir sivil-asker aydın ittifakı oluşturulacaktı. Bu ittifakın üyeleri şu şekildeydi; Cemal Madanoğlu, Yılmaz Akkılıç, Doğan Avcıoğlu, İlhan Selçuk, İlhami Soysal, Şevket Süreyya Aydemir ve Cemal Reşit Eyüboğlu. Madanoğlu-Avcıoğlu Hareketi, devlet erkinin tamamını bünyesinde toplayarak, hazırlayacakları “Devrim Anayasası” kapsamında öngörülen hedefleri gerçekleştirme aşamasına geçeceklerdi. Anayasayı hazırlama görevi Eyüboğlu’na verilmişti, taslaklar üzerinde Avcıoğlu ile çalışıyorlardı. Bu ikili dışında ise Bahri Savcı, İlhan Selçuk, İsmet Sungurbey ve Mümtaz Soysal da anayasa taslağının hazırlanmasına yardım ediyorlardı. Ordu içindeki ihtilalci grubun heterojen yapısından kaynaklanan sorunlar ile komutanların son anda ihtilalin içine “sivil aydınlar”ı dahil etmeme kararları neticesinde hareket sonuçsuz kalmış ve ilerleyen günlerde 12 Mart Muhtırası ile Demirel Hükümeti düşürülmüştür (Bilbilik, 2013). Madanoğlu Cuntası, 9 Mart 1971’de hükümeti devirmeye yönelik hazırlanıyordu, ancak Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur veya Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler’in başa geçme inisiyatifini alamaması sonucu ihtilal gerçekleşemedi. Doğan Avcıoğlu bu süreç hakkında, Hasan Cemal’e (2011) “Biz elimizi çabuk tutamadık, Şişman (Faruk Gürler) da düğmeye basamadı” demiştir.
“Cunta, 9 Mart 1971 günü bir hükümet darbesiyle iktidara gelmeyi planlıyordu. Plan tutmadı. 12 Mart Darbesinin gerçekleştirildiği gün, Yön-Devrim Hareketi’nin fiilen yok olduğu tarih oldu. Doğan Avcıoğlu, siyaset sahnesine çıkmaya hazırlanırken “ya Başbakan olurum ya asılırım” demişti. Ne Başbakan oldu ne de asıldı. “Kemalizmin aşkın düşünürü” olarak Türkiye’de siyasi düşünce içindeki yerini aldı” (Atılgan, 2007:645).
(Yazıda yer alan bilgilerin büyük bir çoğunluğu, Gökhan Atılgan – Yön-Devrim Hareketi kitabının üçüncü bölümünü oluşturan “İktidar Stratejileri” (151-238) kısmından alınmış ve/veya esinlenilmiştir. Erol Bilbilik – Öncesi Sonrasıyla 9 Mart-12 Mart Süreci’nden aktarılan bilgiler ise bir anı kitabı olmasından kaynaklı, doğruluğu kesin bilgiler değildir.)
KAYNAKÇA
Atılgan, G. (2007). Yön-Devrim Hareketi. M. Gültekingil (Dü.) içinde, Modern Türkiye'de Siyasi Düşünce: Sol (Cilt 8., s. 597-660). İstanbul: İletişim Yayınları.
Atılgan, G. (2019). Bilim ile Siyaset Arasında 'Türkiye'nin Düzeni'. G. Atılgan (Dü.) içinde, Mühürler (s. 279-328). İstanbul: Yordam Kitap.
Atılgan, G. (2020). Yön Devrim Hareketi: Kemalizm ile Marksizm Arasında Geleneksel Aydınlar (3. b.). İstanbul: Yordam Kitap.
Avcıoğlu, D. (1963). İnönü'nün Konuşmaları. Yön(6), 2.
Avcıoğlu, D. (1964). Milliyetçilere Sesleniş. Yön(78), 3.
Avcıoğlu, D. (1966). Sosyalizm Tartışmaları: Bir Sosyalist Stratejinin Esasları. Yön(185), 7-8.
Avcıoğlu, D. (1971). Devrim Üzerine. Ankara: Bilgi Yayınevi.
Bilbilik, E. (2013). Öncesi Sonrasıyla 9 Mart-12 Mart Süreci. İstanbul: Profil Yayıncılık.
Cemal, H. (2011). Kimse Kızmasın Kendimi Yazdım. İstanbul: Doğan Kitap.
Küçük, Y. (1986). Türkiye Üzerine Tezler (Cilt 3.). İstanbul: Tekin Yayınevi.
Küçük, Y. (1988). Aydın Üzerine Tezler (Cilt 5). İstanbul: Tekin Yayınevi.
Küçük, Y. (2002). Şebeke (2. b.). İstanbul: YGS Yayınları.
Madanoğlu, C. (1970). Madanoğlu 27 Mayıs'ı Anlatıyor. Devrim, 8.
Ulus, Ö. M. (2016). Türkiye'de Sol ve Ordu. İstanbul: İletişim Yayınları.