Gericiliğe Karşı Barikatımız: Laiklik
Konuk Yazar: Kübra Farcad yazdı...
Laikliği anlatmak için basitçe din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılması olarak bir giriş yaparsam, içini boşaltmış ve silikleştirmiş olurum. Laiklik, 1923 Cumhuriyeti’yle ülkemizde 1924 Devrim Yasalarıyla köklerini salmış ve sağlamlaştırmıştı. İnsanın en temel yapı taşı hücreyse toplumun da en gerekli ve önemli yapı taşlarından biri laikliktir. İnsanca, onurluca yaşamak ve yurttaş olmamız için vazgeçilmez koşuldur.
1923 Cumhuriyeti'nin en önemli kazanımı olan laiklik, 50’lerde başlayan ve 80’lerde ivme kazanan karşı devrim süreciyle adım adım tasfiye edildi ve şu an geldiğimiz nokta itibariyle karşı devrim, 23 Cumhuriyeti'ni yıkmış yeni bir rejim kurup bunu yerleştirmeye girişmiştir. Bugün kafamızı nereye çevirsek bu gerici eylemlerin her yeri tahakkümü altına aldığını görüyoruz, duyuyoruz ve yaşıyoruz. Bizlere zorla dayatılan bu gerici iktidara karşı en önemli mevzilerden biri laiklik oldu. Bu mevzi, bizim için hayati bir ihtiyaçtır ve savunmamız şart haline gelmiştir. AKP ve yandaşları, Türkiye Yüzyılı ile istibdat rejimini köklendirmek ve bu kökleri yarattığı “dindar ve kindar” nesillerle güçlendirmek istiyor. İlkokul çağından itibaren çocuklar, Türkiye Maarif Modeli ve ÇEDES’le bilimden yani gerçeklikten uzak bir eğitime maruz bırakılıyorlar. Öğrenciler tarikat ve cemaatlerin karanlığında boğuluyor. Sözde vakıf olan faşist, çeteci ülkü ocaklarıyla protokoller imzalanıyor. Bu gerici zihniyetler yüzünden kaç tane çocuk intihara sürüklendi, istismara uğradı sayamıyoruz. Kadınlar da bu yobaz zihniyetin getirdiği dayatmalardan payını aldı. Kadını aşağılayan, giyimiyle, konuşmasıyla, gülmesiyle hedef haline getiren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Fıtratımıza ters olanı, olmayanı karar veren bu iktidar, söylemleriyle kadınları açık hedef haline getirmiş ve cinayetlerini meşrulaştırmıştır. Kadının toplumdaki yerini kısıtlamışlardır. İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesiyle kadının kendini koruma hakkını elinden almıştır. İktidar ve yandaşları bir eli yağda bir eli balda gezerken halka, emekçilere azla yetinmeyi öğütlüyorlar. Halkımıza, emekçilerimize şükretmeyle, sabretmeyle sefaleti reva görenler bu sefalet yüzünden canından olanlar için kadere razı gelmelerini söylüyor. Gördüğünüz üzere bu gerici, yobaz zihniyettekiler bizlerin kul- tebaa anlayışına göre yaşamamızı istiyorlar. Yurttaş olma hakkımızı elimizden almaya çalışıyorlar. Laiklik bizlerin özgür ve eşit bir toplumda yurttaş olmamızın teminatıdır bu yüzden hep söylemek gerekir ekmek, su kadar yaşamsaldır, şarttır.
Bugün laiklik üzerinden tartışmaya açılan bir konu da laiklik kimin? Hangi sınıfın? Bu konuyu tarihsel olarak uzunca tartışmak gerekli fakat ben kısaca özetlemek istiyorum. Kilisenin baskılarına ve ayrıcalıklı konumuna karşı çıkan, eşitliği, özgürlüğü savunanlar, aydınlanma felsefesinin de etkisiyle 1789 Fransız Devrimi’ni yapmıştır ve bu devrimle laikliğin temelleri atılmıştır. O dönemde ilerici olanlar burjuvaydı ve laiklik onların öncülüğünde savunulmuştur. Fakat tarih ilerledikçe sermaye sınıfı kendi çıkarları için gericileşti. Bugün ülkemizde “ilerici” sermayedarlara bakalım. Çok yeni olan bir olayla örneklemek istiyorum. Her Cumhuriyet Bayramı’nda yaptıkları reklamlarla gündem olan Koç Holding, geçenlerde İlim Yayma Cemiyeti’yle iftar organizasyonu düzenledi. Bunların ilericiliği, laikliği sözdedir, Cumhuriyetçilikleri her yıl kutlanan bayram reklamlarından ibarettir. Düzen partileri de bundan farksız değildir. Yıllar önce kurulurken altı oklarından biri laiklik olan ana muhalefet partisinin genel başkanı İmamoğlu’nun zamanında “Cemaatlerin faaliyetleri var. Bu ülkenin temel duruşlarına aykırı davranmayan faaliyetleri varsa İçişleri Bakanlığı vesaire iznini almış, ki yüzlerce yıllık tarikatlar var İstanbul’da, çok derin felsefesi olan...” Bu söylemini sizlere hatırlatmak isterim. Bugün İçişleri Bakanlığı kimin? Hangi zihniyetin ürünlerine izin veriyor? Kimlere alan açıyor? Ülkenin temel duruşlarını kim belirliyor? Derin felsefe derken neyi kastediyor? Bu tarikatların aykırı olup olmadığına kim karar veriyor? Cevap belli: iktidar. Peki bu iktidar bunları yaparken ana muhalefet partisi farkını ortaya koyuyor mu, hayır. Yakıcı gündemlerden biri olan Suriye meselesini de atlamamak gerek cihatçı, gerici HTŞ’nin Şam’da iktidara gelmesinden sonra Ekrem İmamoğlu, Türkiye Belediyeler Birliği (TBB) ve İBB heyetinin Suriye'nin başkenti Şam'ı ziyaret etmek istemişti. Görüşme Şam Valiliği tarafından iptal edilmişti. İmamoğlu bunu yanlış bulduğunu da dile getirdi. Bugün emperyalizmin maşası olan, cihatçı terör örgütü HTŞ’nin Lazkiye’ye yaptıklarını görüyoruz ki o zamanlarda Colani’nin ne olduğu ve olacağını biliyorduk, her yerde söyledik. Böyle bir muhalefet partisinden ne beklenir? Bu muhalefetten çıkar yol bekleyenler uyanmalıdır. İktidara gelmek için tarikatlarla arayı açmayanlardan, gericilerin elini sıkmaya gitmek isteyenlerden, helalleşenlerden, normalleşme süreçlerinden ne fayda gelebilir? Düzen siyaseti, çıkar siyasetidir ve çıkarları için halkı yarı yolda bırakırlar. Laiklik, bugün bizlerin yani emekçilerindir. Bu yüzden laiklik mücadelesi de işçi sınıfın ellerinde büyümelidir.
Bizler bu mücadelede saflarımızı tutmalı ve bir an bile ayrılmamalıyız. Bugün Türkiye’de başlayan bu tasfiyenin sonucunu çok yakından izliyoruz. 2021 yılında Afganistan’da, geçtiğimiz aylarda Suriye’de yaşananlarla laikliğin kopuşunun ne demek olduğunu çok yakından takip ettik. Bugün Afganistan’da kadınların üniversiteye gitmesi yasaklandı, erkek olmadan dışarı adım atamıyorlar. Hatta o kadar yok sayılıyorlar ki artık evlerinin pencerelerine bile karışılır oldular. Gençler, umutsuzluğa hapsoldu. Emekçiler açlıkla boğuşuyor. Suriye’de olanlar Afganistan’da olanlarla aynı paralellikte ilerliyor. Cihatçılar Lazkiye’de binlerce insanı alevi oldukları için katletti ve katletmeye devam ediyorlar. Laiklikten vazgeçmek Afganistan’da ve Suriye’de halka acıdan, kederden başka bir şey getirmedi. Laikliğin parçalanması toplumun parçalanmasına eş değerdir. Bunlar yaşanırken, Türkiye’deki iktidar ve yandaşları, ana muhalefeti HTŞ’yi Şam’da tebrik etme sırasına girdi. Türkiye’de bir kesim HTŞ’yle barış geleceği gafletine düştü.
Laiklik mücadelesinin en güçlü savunucularından biri de biz gençler olmalıyız. İktidar her geçen gün gericiliğin şiddetini arttırıyor. Laiklik gençlerin özgür, bağımsız ve ilerici bireyler olarak yetişmesi için vazgeçilmezdir. İktidar bunu çok iyi bildiğinden bizleri her alandan kısıtlamaya çalışıyor. Üniversitelere okumaya gelen gençler yurt bulamayınca tarikatlara gitmek zorunda kalıyor. KYK’larda rehberlik hizmetini PDR’ciler yerine manevi danışmanlar veriyor. İşsiz kalan binlerce genç içinde bulunduğu umutsuzluktan çıkamayıp hayattan kopuyorlar. Üniversitelerde faşistler, gericiler kayrılıyor. İlerici, aydın gençler bu yobaz zihniyetin zorbalıklarıyla mücadele ediyor. Biz gençler, bu ülkenin yarınlarıyız. Bu memleketi de gericilerin ellerine bırakmayız. Bu yüzden her beraber mücadele etmeliyiz. Karşımızda olanlar, topyekün ve örgütlü bir halde üzerimize gelirken bizler de tek başına değil örgütlü bir şekilde karşılarında durmalıyız. Özgür ve aydın yarınlar için bir olmalıyız.
Yazımı Laiklik Meclisi’ne değinmeden bitirmek istemiyorum. Laiklik Meclisi'nin 25 Eylül 2023 tarihinde 90 aydının imzasıyla kuruldu ve 8 Ekim 2023'te kuruluş bildirgesini ilan etti. Meclis, Cumhuriyet’in 100.Yılı’nda git gide artan gericiliğe karşı laiklik mücadelesini büyütmek ve derinleştirmek için kuruldu. Yaşadığımız bu karanlığın aydınlığa kavuşması için Laiklik Meclisi büyük ve önemli bir mücadele hattı. Laiklik Meclisi 3 Mart’ı Laiklik Günü olarak ilan etti ve iki senedir de 3 Mart Laiklik Günü’nü kutladı. Bu Meclis, laiklik hassasiyeti için mücadele eden herkesi bir araya toplamasıyla güçlü bir mevzi yarattı. Bu yüzden böyle bir oluşumda biz gençlerde yerimizi almalıyız.
Bu zamana kadar anlattıklarım ne kadar karanlık bir tablo çizse de bizler varız, buradayız. Umutlarımızı büyütmeliyiz. Örgütlü bir mücadeleyle aydınlık günler için beraber harekete geçmeliyiz. Laik, eşit ve özgür bir toplum, bizim ellerimizde yükselecek. Bu mücadele için birlik olmalı ve saflarımızı sıkılaştırmalıyız. Bu istibdat rejimine boyun eğmemeliyiz ve geleceğimizi yeni bir cumhuriyetle inşa etmeliyiz. Bu memleket de gelecek de bizim!
KURTULUŞ YOK TEK BAŞINA YA HEP BERABER YA HİÇBİRİMİZ!