Bir Tepkinin İdeolojisi: Faşizm
Mertcan Kadıoğlu yazdı...
Mussolini “Fransız Devrimi’nin ölmez ilkelerinin tümünün antiteziyiz.” diyordu. Yüzyıllar öncesinde olmuş bitmiş bir devrime karşı bu sözü söyleyecek duruma nasıl gelmişti?
Esasen ben bu durumu 3 nedene bağlamaktayım:
1- Avrupa’da özellikle 1.Dünya Savaşı sonrasında bilhassa Bolşevik İhtilali ile bir sol rüzgârın estiği zamanlar Jakoben kökeni olan sol hareketlerin, küskün kitleleri isyanlara teşvik etmesi.
2- Sosyalizm, liberalizm, milliyetçilik ve muhafazakârlık ideolojilerinin referans noktası bu devrimdi. Zaten Avrupa’da oluşan politik ortam, 1789 sonrası oluşan politik ortamdı. Her geçen yıl fikirsel dayanakları zaman daha devrimci fikirlerle revize ediliyordu.
3- İtalya’nın politik ortamı. İtalya Roma İmparatorluğu’nun yıkılışından bu yana parçalı bir yapıdaydı ve zaman zaman büyük devletlerinde istilalarına uğramıştı. 18. Yüzyıl’da ise İtalya’nın bu makus kaderi değişecekti. Fransız İhtilali, İtalya’nın kaderini yeni baştan değiştirecekti. Ulus-devlet düşüncesi, İtalya’nın parçalı yapısını yok edecek temeli devrimle sonuçlanacak bir hareketin temelini oluşturacaktı. Fransız İhtilali ve sonraki radikal süreci İtalyan aydınları yakından takip ediyordu. Özellikle Napolyon ordularının İtalya’yı işgal etmesi ile devrimin fikirleri bu kıtaya da gelecektir. 1799’da Piyomente’de Fransız ordularına karşı İtalyan Cumhuriyetçileri, Marat ve Lepeletie gibi devrimci şehitlerin posterlerini taşıyarak ayaklanma girişiminde bulunmuştu. Amaçları Birleşik İtalya Cumhuriyeti’nin kurulmasıdır. Sonraları Babeuf’un fikirlerinden etkilenerek daha radikalize olmuşlardır. İtalyan devrimciliğinin bu mazisini Mussolini çok iyi bilmektedir. Nitekim zamanında oda koyu bir sosyalistti. Çeşitli grevlerde önemli roller oynamıştır. Ayrıca İtalya’nın Trablusgarp’a saldırmasını protesto ettiği için tutuklanmıştı.
Bu olgular Mussolini’nin bir karşı-devrimci düşüncesi yani faşizmi oluşturmasına neden oldu. Bu ideoloji “red ideolojisiydi” yani Marksizmi, liberalizmi ve demokrasinin reddi. Bu reddin temelinde "organizmacı" görüş vardır. Bu görüşe göre; toplum bir mekanizma değil, organizmadır. Makine gibi parçaları eklenip çıkarılıp değiştirilemez. Fransız devrimcileri, bu olguyu göz ardı ederek, toplumun yapısına zarar vermişlerdir. Mussolini'nin ulusun sınıf kavgaları ile bölünmemesi gereken organik birlik ve bütünlük olduğu görüşünün ardında, bu karşı devrimci görüş vardı. Totaliter bir rejim arzulayan faşizm yukarıda bahsettiğim gibi organik toplum yapısını savunmaktadır. Her türlü sınıf ayrımını reddetmekte aşırı milliyetçiliği ön planda tutmaktadır. Parlamenter sistem kısır bir oyun ve laf kalabalığı olarak gören faşizm devlete ve resmi ideolojiye bağlılığı ön plana çıkarmaktadır.
Faşizmin simgesi balta esasında lider simgesini temsil eder. Bu düşünce lidere mutlak itaat kültünden meydana gelmektedir. Bireylerin özgür irade ve istekleri ile toplumu oluşturdukları kesinkes reddedilir. Bireyin iradesinin toplumun kaynağı olduğu, toplumsal sözleşme düşüncesi ve toplum dışında ve üstünde birey gerçeğini reddeder. (Buda Mussolini'nin neden ölmez ilkelere karşı çıktığının da bir başka nedenidir.) Bunun yerine birey, bağlı olduğu çeşitli kuruluşlar aracılığı ile toplum içinde yerini alacaktır. Yani toplumun temelini bireyler değil sosyal kuruluşlar alacaktır. Bu esasında korporatif temsile dayanan bir yapıdır. Faşizmin bu düşünsel yapısı Gramsci'nin "hegemonya" görüşünün esin kaynağı olacaktır.
Mussolini ve onun ortağı Naziler kendi ideolojilerini ve kendi hegemonyalarının olduğu bir toplumsal yeni bir düzen kurmak istiyorlardı. Özellikle de Fransız Devrimi'nin yarattığı politik düzeni ekarte edip ulus temelli milliyetçiliğin yerine ırk temelli şoven milliyetçilik ihtiva etmek istiyorlardı. (Bunun içindir ki kendi ideolojilerini de ihraç ediyorlardı) Nitekim Nazilerin meşhur propaganda bakanı Gobbels “1789 tarihten silinecektir!” diye boşuna o sözü söylememiştir.
Faşizm İtalya’da İktidarı Nasıl Ele Aldı?
Bu ele alınması gereken ciddi bir konudur. Böyle tehlikeli bir ideoloji nasıl oldu da iktidarı ele aldı? Bunda hangi sınıfların onayı oldu? Bunun için İtalya’nın politik ortamına kısaca bakmakta fayda vardır.
İtalya devrimini tamamladıktan sonraki süreçte kapitalist gelişim yoluna girmiş ve sömürge yarışına dahil olmuştur. 19.yüzyılda büyük ölçekli sanayinin yükselişe geçişi ile beraberinde, küçük burjuvazi gücünü kaybetmeye başlamıştır. Bu liberal-kapitalistleşme süreci karşısında alt-orta sınıf ile küçük çiftçi, zanaatkâr ve esnaf sınıfları yani küçük burjuvazi olarak tanımlayacağımız bu sınıf siyasallaşma sürecine girdi. 1914 yılının, 7-14 Haziran günleri arasında “Kızıl Hafta” olayları sırasında işçi hareketinin sokağa dökülmesi ile küçük burjuvazi ilk ciddi tepkisini göstererek işçi hareketleri ile çatışma sürecine girecektir. Bu olaylardan ders çıkaran küçük burjuvazinin artık parlamentoya da güveni kalmamıştı.
1.Dünya Savaşı sırasında küçük burjuvazi, “faşi” (fascio) adı altında örgütlenmeye başlamıştır. Bu bir nevi paramiliter örgüttü. Bu paramiliter örgüt, küçük burjuvaziden yerel militanlar ediniyordu. Başlarına da savaş tecrübesi olan gazi askerleri görevlendiriyorlardı. Bu hareket kendilerini tehdit eden sosyalist grupları ve esnafı haraca bağlayan mafya örgütlerine karşı savaşıyordu.
1.Dünya Savaşı sonrasında İtalya galip taraftan zaferle ayrılmış olsa da çok yıpranmıştı. Zaten müttefikleri İtalya’ya gizli antlaşmalarla vaat ettiği sözleri tutmamış tabiri caizse sağlam bir kazık atmıştı. Bolşevik İhtilali ile beraber Avrupa’da sosyalist hareketler, devrim rüzgâr estirmeye başlamışlardı. İtalya’ya sıçramaması zaten beklenemezdi. Parlamento iyice zayıflamıştı ve siyasi istikrarsızlık artmıştı. Grevler ardı ardına patlıyordu. Sosyalist gruplar ile burjuvazinin beyaz muhafızları faşi örgütleri arasında sokak çatışmaları artmıştı. İşçi devriminden çekinen büyük sermayedarlar ise tarafını faşistler lehine iyice yanlamaya başlıyordu. Papalık kurumu da bu ittifaka dinsel meşruiyet katarak destekliyordu. Dikkat edersek Mussolini ve faşist hareket iktidara geçtikten sonra bu sınıfların doğrultusunda icraatlar yapmıştır. Esnafı tehdit eden mafyanın ortadan kaldırılması, komünist ve sosyalist partilerin kapatılması, grevlerin ve sendika hareketlerinin yasaklanması, Papalık kurumu ile bir antlaşma yapılması ve Vatikan’da teokratik bir yapı kurmalarına göz yumulması gibi bu işbirliği neticesinde uygulandı. Mussolini bu işbirliği sayesinde uzun süre iktidarda kaldı zaten 2.Dünya Savaşı’nda yenilmeseydi kolay kolay bu ittifakın bozulacağı da yoktu. İtalya’nın politik ortamını kısada olsa görmüş olduk. Yerel özelliklerini kaybetmemiş yani tam olarak uluslaşmamış yerel burjuvazi totaliter rejimin açıkça ortaya çıkmasına göz yummuştur. Eski bir sosyalist olan Mussolini bu hareketin içinde kolayca yükselmiş ve doktrinini hazırlamıştır. Esasen faşizm basit sokak hareketi olmaktan çıkmış politik bir güç haline gelmiş oluyordu.
Faşizmin Milliyetçiliği
Faşizm hakkında Murat Sarıca ve Rona Aybay yazmış olduğu “Faşizm” adlı kitaplarında, faşizmin milliyetçiliği hakkında son derece önemli bir tahlil yapmışlardır: “Faşist görüş içinde milliyetçilik önemli bir yer tutmaktadır. Roma İmparatorluğu’nun büyüklüğüne ve ihtişamına dayandırılmıştır… Milliyetçilik duygusu, faşist ahlakında bir çeşit romantizm biçiminde görülür. Bu ahlakın ögeleri Şefe bağlılık ve milliyetçiliğe dayanan bir kahramanlıktır. Kişi milliyetçiliği ruhunda duyacak ve bu uğurda kendini feda etmekten çekinmeyecektir... Faşist milliyetçiliğinin bir görünüşü de güçlük anlarında birtakım mitoslar yaratarak, kabahati başkalarının üzerine -örneğin Yahudiler, dış düşmanlar, azınlıklar, bozguncular, komünistler vb- atmasıdır. Böylece, kamuoyunun dikkati, güçlüklerin gerçek nedenleri üzerine değil de ilgisiz başka konulara çekilmiş olmaktadır. Faşist rejim güçlüklerle karşılaştıkça, bu yola sık sık başvurmuştur..." Bu tahlil günümüz sağ partilerin görüşlerinin kökenlerine bakmak açısından son derece önemlidir.
Faşizm günümüzde hala yükselme potansiyeli olan bir görüştür. Günümüzde neo-liberal düzenin küreselleşme saçmalığı sol maskesi takılarak kitlelere yedirilmeye çalışılmaktadır. Bu politika kitlelerin aşırı sağ görüşlere kaymasına neden olmaktadır. Faşizm en başında tepki ideolojisi demiştik, bu tepkiselliğinin 1930’ların dünyasında gördük. Dünya ağır bir küresel savaş yaşadı. Günümüzde buna benzer bir süreçlerden geçmekteyiz geçmişin bu acı tecrübesinden ders çıkaramazsak yine totaliter iktidarlara kapı açmış olacağız.
KAYNAKÇA
1- Taner TİMUR. (22 Kasım 2016). Mutlak Monarşi ve Fransız Devrimi, Yordam Kitap, 1.Basım, İstanbul.
2- George RUDE. (3 Mart 2015). Fransız Devrimi, İletişim Yayınları, 5.Basım, İstanbul.
3- Halis ÇETİN. (Eylül 2012). Siyaset Bilimi, Orion Kitapevi, 3.Baskı, Ankara.
4- Murat SARICA, Rona AYBAY. (1962). Faşizm, İzlem Yayınevi, 1.Baskı, İstanbul.
5- Demirhan Fahri ERDEM. (11 Aralık 2015). “Antonio Gramsci’nin Kuramında Faşizm Çözümlemeleri”, Gazi Akademik Bakış 9, sayı. 17.